2008 bankacılık krizi, ABD’deki konut piyasasındaki balonun patlaması ve hipotek kredilerindeki standartların düşürülmesi sonucu ortaya çıktı. Bu süreç, ev sahiplerinin kredi borçlarını ödeyememesi ve mülklerinin değerinin düşmesiyle sonuçlandı. Bu durum, bankaların, kredi verme ve yatırım yapma işlemleriyle ilgili olarak, büyük zararlarla karşı karşıya kalmalarına neden oldu.
Bunun yanı sıra, finansal piyasaların deregülasyonu ve finansal araçların karmaşıklığı, krizin daha da kötüleşmesine neden oldu. Finansal araçlar, yatırımcılar arasında yaygın bir şekilde satıldı ve birçok yatırımcı bu araçların karmaşıklığından dolayı riske attığı paralarını kaybetti.
Krizin yayılması, finansal kuruluşların birbirlerine olan borçlarını ve finansal araçlarla ilgili risklerini bilmemesiyle hızlandı. Birçok büyük banka, bu süreçte iflasın eşiğine geldi ve hükümetlerin müdahalesiyle kurtarıldı. Kriz, dünya genelindeki ekonomik büyüme hızını yavaşlattı ve işsizliği artırdı.
Gelişmekte olan ülkelere de olumsuz etkileri olan küresel bir finansal krize dönüştü. Bu kriz, gelişmekte olan ülkelere doğrudan ve dolaylı olarak etki etti.
Doğrudan etki, gelişmekte olan ülkelerdeki finansal kurumların, yatırımcıların ve şirketlerin Amerikan bankalarındaki yatırımlarından kaynaklandı. Amerikan bankaları iflas etmeye başladığında, gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımcılar ve finansal kurumlar bu kayıplara maruz kaldılar. Bu da, gelişmekte olan ülkelerdeki finansal sistemleri zayıflattı ve bankaların likiditesini azalttı.
Dolaylı etki, küresel ekonomik durgunluğun gelişmekte olan ülkelerdeki ticarete, yatırımlara ve turizme olan etkilerinden kaynaklandı. Amerikan ekonomisindeki durgunluk, dünya genelinde tüketici talebini azalttı. Bu da, gelişmekte olan ülkelerdeki ihracatçılar için düşük talep ve düşük fiyatlar anlamına geldi. Aynı zamanda, yabancı yatırımcıların çıkışı, gelişmekte olan ülkelerdeki para birimlerinin değer kaybetmesine ve yerel faiz oranlarının artmasına neden oldu.
Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkelerin bankacılık sektörleri genellikle daha düşük borç oranlarına ve daha iyi sermaye pozisyonlarına sahiptir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerin çoğu, finansal krizin doğrudan etkilerinden korunmuştur. Bununla birlikte, küresel ekonomik durgunluğun dolaylı etkileri, hala birçok gelişmekte olan ülkenin ekonomisini etkilemekte ve sürdürülebilir büyüme hedeflerini olumsuz yönde etkilemektedir.